28 Kasım 2011 Pazartesi

Öğretmenler günü

ANNEDEN; 15 yıllık öğretmenlik hayatımda pek çok hediye aldım.Beni en çok etkileyenler köyde çalışırken, gazete kağıdına sarılarak evden getirilmiş, kase, kalem hatta selpak mendil gibi o yoklukta çocukların öğretmenlerine hediye verme istekleri ve verdikleri andaki mutluluklarıydı. Ama bu öğretmenler gününde yaşadığımı tarif etmem mümkün değil. Uzay hastaydı geçen hafta hiç okula gidemedi. Gül hanım da arayınca nedense hep bir panik oluyorum birşey mi oldu ateş mi çıktı diye. Ama bu sefer telefonu Uzay açtı. Ve bana aşağıdaki şarkıyı söylemeya başladı. Ben gözyaşlarına boğulunca sonunu duyamamıştım. Ama beraber gülelim şarkının ikinci kısmı başka bir güzel:)




Nasıl? Sizde eğlendiniz di mi? Bu da sabah kalkıp anneyi okula tekerleme ile yollama merasimi



işte bu da anne olmanın en güzel yanlarından biri olmalı. İnsan sırf bu duyguyu, mutluluğu yaşamak için bile anne olur.(İnanması zor ama bunu söyleyen de benim Dolunay Özmener.....)

23 Kasım 2011 Çarşamba

İLK İNSAN

Asıl konumuz bu değildi. Uzay'ın hastalık ajandasına işlenen yeni hastalığımızdı. Tam 1 ay sonra tekrar ateşlendi Uzay. Ajnada tuttuğumuzdan artık gün hesabı yapabiliyoruz. Tam 31 gün sonra. Şu ne idüğü belirsiz virüs yapıştı yakışıklı oğluma, komşumuz Esra'ya göreyse nazar. Bilmiyorum ama 2 gündür evde Uzay. Dün akşam biraz toparlanınca resim yapmak istedi. Genelde yaptığı resimler, balık, araba , otobüs yada karalamalardı. Ama bu sefer farklı 1 şey yaptı. Bizi şaşırttı. 3 yaş çocuğu kafadan çıkan kol ve bacaklarla insan resmi yaparmış.
Bizim ki komik gövdelerin dışında bir de baksanıza babasına nasıl bıyık yapmış:)))

20 Kasım 2011 Pazar

İMDAAAT

bu masum suratın, ya da annesinin "İMDAAAT" diye bağırma sebebi ne olabilirki?. Olay şöyle gelişti;
ANNEDEN; Pazar sabahı oturduk, Uzay'ın projesi için fotoğraf seçiyordum, kucağıma gelmek istedi. Kucağıma çıktı beraber Uzay'ın fotoğraflarını seçiyoruz beraber pozlarımıza bakınca, bana dönüp; Annecim seni çook seviyorum, sana DAYANAMIYORUM" dedi. Kulaklarıma inanamadım. Kucakladığım gibi çıktım yukarı, attım yatağa, her yerini öpüp,ısırıp, sıkıştırıyorum. Tam o sıra da bizim ki bağırmaya başlıyor, Ne mi diyor? Alın kendiniz izleyin. Bu imdat kime ait siz karar verin.



18 Kasım 2011 Cuma

Bana Hergün Bayram

Bana hergün bayram dediyesem bayramdan önce ve sonrası hep bayram gibi geçtiği için. Malum baba yoktu, bayramın 1. günü gelebildi. Haftasonu da annem yine etkinlik peşinde, hava da çok kötü değil, soluğu aldık hayvanat bahçesinde
tabii ayrılmaz ikili olarak.
Shark'ın dişleri önünde korkmadığımız belirtir pozlar verdik.




zeynep2in arkasındaki Kanguru bize pas vermeyince mecburen çakmasıyla idare ettik.


ama zürafa bizi görmek için kafasını dışarı bile uzattı. Sonrasında gezdik oynadık, yedik içtik, eve döndük. Yarın sabah bayram. kalkınca anneme sordum "anne bugün bayram mı? elini öpebiliri miyim?" diye.


bayramlıkları giyip, doğru babanneye, babişkoyla orada buluşacağız çünkü.


ailenin 2 yakışıklısı bir araya geldik. Annemin bize bakıp bakıp içini çekmesine başta bir anlam veremiyordum ama Ozan abim ben kadarken annemle yaşadıkları gözünün önüne gelince kadıncağız offlar dururmuş.


Biz de anneme inat , hiç ayrılmadık bütün gün.


Akşam da süpperrdi. En sevdiğim arkadaş abim, Erol geldi. Öyle özlemişim ki... Okan'ı tanırsınız genelde yazın bir-iki kere görüşürüz birde geçen yılbaşı beraberdik. İkimizde büyümüşüz anlaşılan çok güzel oynadık. Bayram tam bayram gibiydi. çok mutluydum.


Bunu sorarsanız, pipetten fırlayan süt damlaları suratıma yapışınca, doğduğum günden beri elinde fotoğraf makinasıyla gezen annemden edindiğim bir alışkanlık olsa gerek anne fotoğrafımı çek dedim. Bu ara sürekli bu moddayım zaten.


Bayram bitti Cuma yani bizim BBG(Balık,Bowling,Gordion) günü geldi.


topu attım hepsi devrildi bu yüz ifadesi,


top yandan gitti, ıska, bu yüz ifadesi.


bu da sözde Türkiyenin en büyük 2. akvaryumu. "deniz dünyası".


Aslında fena değil , bissürü balık var.


soluncan gibi balıklar bile var.


Uzuuun bir tünel var ama hala yapım aşamasında bitmemiş. Bitince o tünelden geçerken balıkların arasından geçiyor olacaksın işte o zaman süper olacak.


Ama başka güzellikler de var. Büyük salonlar içinde 4 tarafın balıklarla çevrili, 2. salonda ortada açık bir havuz var. Balıklar o havuzda yüzüyor. Belki benim şansıma tam da balıkların beslenme saatinde ordayım ve ben verdim yemeklerini. Nerdeyse elime atlayıp yiyeceklerdi.


Tünel henüz bitmemiş ama koca akvaryumun içine fanus gibi girip etrafında dolaşmalarını izleyebiliyorsun.bu da çok keyifli oluyor.


Bilgisayarınızın ayarları ile oynamayınız annem bu fotoğrafı bu şekilde koymuş, kafanızı hafif sağa yatırın:)bu da girişteki kolu kırık octopus.


bayramdı, seyrandı derken okula gidemedim kaç gün, özlemişim okulumu , öğretmenlerimi. tam gaz faaliyetlere daldım. Bunu da ben yaptım.


bu fotoğrafta yeni uyanmadım, saçlarıma bakmayın okul çıkışı. Yeni bir model denedim arkadaşım Spiderman'le.


bu video da space car atraksiyonlarımla ilgili. Ben çok keyif alıyorum, izlemek de sizin hoşunuza gider herhalde....



8 Kasım 2011 Salı

iyi bayramlaaarr



herkese iiiiii baryamlar; şimdilik bunlarla idare edin bayram yazıları daha sonra:)


3 Kasım 2011 Perşembe

Tabiat tarihi müzesinin üstünden neredeyse 15 gün geçmiş. Bu ara annişkom çok yoğun olsa gerek ilgilenememiş. Ben size anlatayım neler oldu. Tüm gün okulda olunca oyuncaklarımı çok özlüyorum. Eve gelince onlarla oynamaya bayılıyorum.
Oyun güzel de o hafta perşembe okulda biraz ateşim çıkmış, öğretmenlerim ateş düşürücü verdi, ateş evde de devam etti ateşim düşünce keyfim yerine geliyordu ama bu da en fazla 2 saat sürüyor tekrar çıkıyordu,


ama annem üzülmesin diye hep gülmeye çalıştım ama ertesi gün okula gidemedim.Okula gidemedim ama Bodrum'a gittim.



Bu da ne demeyin. Hastalığım süresince bizi en çok güldüren şey buydu. Havaalanına giderken pek halim yok ama tabelaları okumayı seviyorum ya herbirini söylüyorum. Otobana girerken büyük bir tabela vardı. Üstünde de birsürü işaret. "At arabası giremez", "bisiklet giremez" gibi bir de bu işaret sizin mantığınız ne diyor? Benimki "annenin eli tutulmaz" dedi, "yaya giremez" değil.


Neyse havaalanına vardık. Bu seferki uçak yolculuğu epey sakin geçti diye düşünüyordum ki...... Yolun büyük bir kısmını uyuyarak geçirdim, kafamı kaldıracak gücüm yoktu ve ateşim vardı. Uyandım, karnım ağrıdı biraz gaz sandım, çaktırmadan şu gazı atayım derken, o da ne?????? Altıma kakamı kaçırmışım. Annişko yedek kıyafetlerle beni kucakladığı gibi uçağın tuvaletine. Bu arada uçak inişe geçmez mi? Biz annemle uçağın o minicik tuvaletinde , her tarafa bulaşan kakalardan temizlenip, yenileri giymeye çalışırken, hostes ablalar kapıyı çalıp "inişe geçtik, lütfen yerinize oturup, kemerinizi takın" diye söylenip duruyorlar. Hayır kapıyı açıp durumu anlatmaya çalışssak bile uçakta kendinden geçmeyen 1 yolcu bile kalmayacak, çünkü olay anında 3.sıradan tuvalete gidene kadar ilk 12 yolcu bayılmak üzereydi. Annem zaten otomatiğe bağlamış, yaklaşık 4,5 dakikadır nefes almıyor. Neyse sonuçta temizlendik, uçaktan indik. Gece yattık, sabah kalkıp doğru Dr. Uğur amcaya. Sık sık hastalanmamla ilgili bir ajanda tutup gün gün yazıp tam sıklığı bulmamız gerektiğini anlattı, gerekli testlerden sonra bir iğne yaptı ki, çok acıdı ama 2-3 saat sonra canavar gibiydim. Öğle yemeği öncesi deniz kenarına bile gittim.


Biraz taş atıp, meyvemi yedim, kumbahçede oturup, biraz da parkta oynadıktan sonra


tam eve dönerken bir de ne görelim, Bodrum' a korsanlar gelmiş.


Annemle gemiye ancak bu kadar yaklaşabildik:)

Ertes gün ben de, hava da çok güzeldi. Hemem bizim oraya gittik, hem evimize baktık hemde annemler denize girdi. Bu arada olmazsa olmaz tavla partileri başlamıştı. Önce ananenin kucağında biraz seyrettim.


Sonra aneneyle ben oynadım, ananeyi de yendim:)


Bu arada kuzenim Zeynep beni ziyarete geldi. Epey büyümüş çok da tatlı 1 kız olmuş. Bu yaz işim zor. Zeynep'in peşine takılan oğlanlardan onu korumam lazım:)

Daha da ertesi gün yine denizdeydik ama bir gün önceki kadar sıcak değildi. Ama ben yine de oyuncaklarımla oynadım, yarıbelime kadar eşortmanımla suya girdim. Füsun'la oynadım, çoook eğlendim. Ama bu kısa tatil de bitti, evimize döndük:)


artık annem başka kattayken ben yalnız kalabiliyorum. Mesela ben odamda oynarken annem aşağıda mutfakta yemek yapıyor. Geçen günde ben aşağıda çizgi film izlerken annem yukarıdaydı. Sonra ne için aşağıya indiyse beni koltuk minderini basamak yapmış, yukarlardan birşeyler indirirken buldu. Yukarda olan benim o niye korktu anlayamadım:)

Bu arada Bodrum'dan bizden önce dönen babam, biz Ankara'ya döndükten sonra çok uzaklara, Küba'ya turneye gitti.(D.T'nin Küba'da turnede ne işi var anlayamadım, Lemi amcamın babamlara kıyağı mıydı bu acaba????) Neyse songünlerde babmı öyle özledim ki, bazen oyun oynadığım telefonda birşeyler yazmaya çalıştığımı gören annem ne yazdığımı soru. Tabii ki "babacım seni çok özledim artık gel" yazmıştım ama annem okuyamadı galiba:)

Babam gelene kadar okul da pek çok çalışma yaptım babama da süpriz olsun diye.


Mesela ben ve duygularım. Sonuncu fotoğrafta kızgın olmam gerekiyordu ama, ben gülmeye başlayıp, herkes de benimle beraber gülünce kızgından çok benim "çirkin" halim çıktı ortaya.


bu yengeçi de ben yaptım.


Bu yavru kediyi de:) Ve nihayet babam geldi, hem de ilk bireysel veli toplantıma yetişti.

Toplantı güzel geçmiş sanırım sonrasında Zahide öğretmeninde bizimkilerinde yüzü gülüyordu:)

Toplantıda söylenenleri burada yazmayacağım çünkü biliyorum hepiniz beni seviyorsunuz ama insana en çok sevdiklerinin nazarı değermiş:) Bu arada okuldaki öğretmenlerimi çok seviyorum. Biliyorsunuz Tü-Tü'yü de çok severim. Geçen sabah Tü-tü bana zor bir soru sordu. "ben mi güzelim, öğretmenin mi?" Yalan söylemenin ne kadar kötü 1 şey olduğunu biliyorum o yüzden yalan söyleyemedim. "Zahide öğretmen" deyiverdim. Annem durmadı ortalığı karıştıracak ya, Neşe öğretmenimi de soktu işin içine. Tü-Tü'mü Neşe öğretmen mi? Neşe öğretmen deyince Tü-tü dayanamadı. "annen mi, Zahide öğretmen mi? demez mi, naaaptın Tü-tü yaaaa..... Ama bunun cevabı da Zahide öğretmen oldu.Annem bunun üzerine yıkıldı. Umarım bu kıskançlıkla Zahide öğretmenime bir zarar vermeye kalkmaz. Neyse konuyu değiştireyim.

Babam bana çok güzel şeyler getirmiş. üzerinde Che amcanın resmini olduğu şapkalar, çok güzel yağlı boya tablolar, arabalar. hediyelerin geldiğine sevindim ama en çok babişkomun geldiğine sevindim. Yatana kadar hep beraber oynadık.sabah kalktığımda anneme ilk sorduğum "babam gitti mi?" oldu ama çok mutlu oldum, gitmemiş, hem de beni okula babam götürdü. Ama çıkışta yoktu, akşamda yoktu. yine turne....... Sayın D.T yetkilileri, bekar , çoluk çocuk derdi olmayan adamlardan ve kadınlardan bir ekip kursanız da turnelere onları göndermeye ne dersiniz? sanırım harika bir fikir olur.(koyu renk yazılanlar bu ara en çok kullandığım kelimeler:))




ANNEDEN; Öncelikle Zahide ve Neşe öğretmen kısmına gelelim. Oğlumun gözüne bende daha güzel gözüküp beni 3.lüğe düşüren bu bayanlara kızgın olduğum kadar teşekkür de borçluyum. Uzay'la ilgili ve Funda, Emel ve Nilay'dan sonra bu koca sınıfta oğlum ne yapar gibi endişelerimi çok kısa sürede silen bu tatlı öğretmenlerimiz Uzay için ne kadar önemli ve özelse benim için de öyle. Bu arada Nezihe teyzeyi unutmamamız lazım yemek ve uyku dedikmi tek geçiliyor, hafif çekiniliyor ama çok da seviliyor.Milan abiyle de oyunlar oynanıyor. Bu yeni kreş olayı sanırım Uzay'dan çok beni etkiledi ama şimdi hepimiz çok mutluyuz ve bu tatlı ekip en kısa zamanda en özel fotoğraflarıyla burada olacak izinleri olursa:)

16 Ekim 2011 Pazar

Frankestain Tabiat Tarihi Müzesinde

Bu başlık da nereden mi çıktı?Annem beni okuldan almaya geldiğinde korku filmkerindeki yaratıklar gibi görünüyordum sanırım bu yüzden bana Frankestain ismini koydu.
burnumun hemen üstünde gözlerimin arasındaki çukur bölge tamamen yok olmuş burnum ve üst kısım morarmaya başlamıştı. Öğretmenim annemin yüz ifadesini görünce annemi gülümseyin diye uyardı ben daha kötü olmayayayım diye. ha bu arada okulda düşüp dolaba çarptım da.

Neyse cumartesi babam oyuna gitmeden bir etkinlikte bulunalım dedi. Zeynep'i de alıp süprize hazırlandık.


Harika bir süpriz hazırlamış babişko bizim için. Adıma uygun, özel süper 1 yer. Resmen Uzay'a gittik.Dünyamız, bütün gezegenler.

Dünyada ve ayda ve tüm gezegenlerde kaç kilo olduğuma bile baktık. sonra Zeynep'le etrafa bakınırken T-rex ve diğer dinazorlarla ilgili şeyler gördük.

Annemin bana niye "fossil finder" t-shirtümü giydirdiğini anladım. Neler buldum orada neler....

Koca 1 dinazor ,kendisi, kemikler , neler, neler......

ilk insanla kısa bir yürüyüş yaptık.

Bodrum'da ki evimizden tanıyıp sevdiğimiz baykuşlar da buradaymış.

Zeynep biraz korkunca kollarımda kendini güvende hissetti.

Ama mağraya babam olmadan giremedik.

yukarıdan aynen böyle görünüyordu dinazorlar.

Sonra boyuma uygun bir dinazor buldum, arkadaş olduk:)

Zeynep ve Teddy filin hortumuna takılınca, nasıl kurtarırım onları diye düşünmeye başladım.

Neyseki annem hepimizi kurtardı:) İçeride koşturmaktan yorulunca, müzenin bahçesinde biraz dinlenip evlerimize döndük. Süper bir gün geçirdik. Babişkonun yeni süprizlerini şimdiden merak etmeye başladım. Bu arada okuldan yeni ödevim: Merak nedir?Neyi merak edersin?merakını nasıl giderirsin? bu soruların cevabını verdiğimde burada da göreceksiniz. Annem bu soruları her sorduğunda geçiştirip duruyorum da.....
Blog Widget by LinkWithin