30 Eylül 2010 Perşembe

ERKEK

Bilgisayarlarınızın ayarlarıyla oynamayınız. Fotoğrafta gördüğünüz gerçek boyutlarıyla yeni saçım
Altta da göreceğiniz üzere......
bu hale nasıl mı geldim. Öncelikle Tü-Tü'yü geçirmeye çıktığımızda durakta bekleyenler Tü-Tü'ye soruyorlarmış "sen bu KIZA mı bakıyorsun" diye; Tü-Tü'nün dilinde tüy bitmiş o ERKEK diye ama nafile hep aynı durum. Saçlarımı taramayı da sevmediğim için arkamda bir yumak oluştu. Tü-Tü de isyan etti. "Çocuğu böyle parka götürmeye utanıyorum saçının arkası keçe gibi" diye. Körün istediği 1 göz allah verdi 2, babam beni kaptı Emre abiye.
Annem her zamanki gibi duruma el koyarak(bu sefer el koyduğunu sanarak desem daha doğru) çok kısalmadan arkalar, yanlar toparlansın dedi. Tabi Emre abi ön tarafın Bodrum usulü halini de beğenmediğinden olsa gerek kâh oturtarak,
kâh ayakta beni biçmeye başladı.Çaktırmadan öyle azar azar, ufak ufak gidiyordu ki annem"çok kısalmayacak di mi?" diye sorduğunda "yok abla şeekil veriyorum ondan uzun sürüyor direk kessek bitmişti" gibi laflarla annemi oyalıyor ve kesmeye devam ediyordu.
Herşey bittiğinde ise artık çooook geçti. Artık tam 1 ERKEK olmuştum ama yine de giden güzel saçlarım için dökülen gözyaşlarımı babişkom arabanın aynasından böyle yakalamış. Emre abi eğer bunu okuyorsan beni uzuuuuun bir süre göremeyeceksin>:( Çok yaygara çıkarıyorum diye bilerek mi yaptın bilmem ama gelen yorumlara göre ilişkimizi tekrar gözden geçireceğim haberin olsun. Tü-Tü al sen de rahat et artık. Hocam eminim sende çok beğeneceksin. Bütün yaz annemin başının etini yedin, artık sen de mutlu ol. Annecim sen de üzülme. Artık daha güzel uzayacak saçlarım...

26 Eylül 2010 Pazar

Zaman geçiyor

Herşeyin ilacı zaman diye boşuna dememişler, Zaman henüz bizi iyileştiremedi ama en azından 20 günlük bir açığı kapatmaya çalışalım. Malum annemim telefonu susmuyor hem üzüntümüzü paylaşmak isteyen dostlar hem de benden haber almak isteyenler.
Yanımda gördüğünüz kankim Cansın. Burak amca-Işıl teyze ortak çalışması.Süper çocuk çok cool. Herşeyi yiyiyor, gayet güzel her koşulda uyuyor, hiç ağlamıyor
denizde simitin filan içine giriyor. Ailesinden alamadığı bazı şeyleri büyüdükçe ben vermeliyim ona "Asi Ruh" gibi. şimdi Işıl teyzem kızacak bana ya. nazar değmesin hep böyle olsun.Neyse sakin kankimle eğlenip bir de bayram kutladık. Biz bayramı ailemizin şu an en büyüğü olan ninemizin yanında geçrdik. Onu da Bodrum'a taşıdılar ya. Sabah nene'ye, öğlen Cansın'a:)
tabii her güzel şey gibi bu kocadan yaz tatili de bitti. 24 haziranda geldiğimiz Bodrum'dan bayramın 2.günü 10 Eylül'de ayrıldık. Ayrılık sahneleri çok ıslaktı.
Ananem çok ağladı. ama Ank-Bodrum arası 1 saat uçakla gider geliriz diyerek ayrıldık.
Uçakla 1 saat de arabayla yol bitmiyor. Birkaç kez çiş molası vermek zorunda kaldık. Plastik bardakların ve pet şişelerin bu işe yaradığını bilmiyordum, öğrendim.
Yolda sık sık uyudum, kah kendi koltuğumda
kah annişkomun kucağında.
en keyiflisi de buydu, laf aramızda:)
eve gelişimizin ilk sabahı, ilk kez kendi tuvaletime oturdum. oturağım aşağıdan bana gülümsüyordu, ben büyüdüm artık burada, yukarıdayım dedim ve ben de ona gülümsedim.
ama günün gerisi sürdüremedik gülümsememizi. Şaylı ailesinin kaza haberi hepimizi çok üzdü, hele Ceren ablamın ve Tuna babannenin aramızdan ayrılışı......
haftasına dualarımızla andık onları.
Ayşe teyzemin hazırlattığı bu poster hepimizi daha da duygulandırdı. annem beni bu mevzulardan uzak tutmaya çalışsa da Didem teyzeme "ben de üzüldüm" deyince durumun ciddiyeti iyice ortaya çıktı. Başta da söylediğim gibi bu unutulacak bir şey değil belki ama zaman mutlaka buna da 1 ilaç olacaktır, olmalıdır.Ben bile çok üzülünce babam duruma el koyarak bana farklı 1 gün yaşattı. Bisikletimi bagaja attık düştük yola. Ankara'da eskiden "Gençlik Parkı" varmış geçen yıl sanırım orayı baştan aşağı yenilediler, babişkoda beni oraya götürdü.
Şehrin göbeğinde herkez arabayla ben bisikletle çok keyifliydi.
ama asıl keyif parka varınca başladı.
O kadar çok kaydırak vardı ki nerden kayacağımı şaşırdım.
Döne döne kayanlar mı istersin, üstü kapalılar mı, çok yüksekten kaydıkların mı..... yok yok.
keyfini çıkardım tabii.
hele bu o kadar yüksekti ki, başta korktum biraz....
sanki havada uçarmış gibi, 1 de yüksekten o kadar hızlı kayılıyor ki. Ama en çok da onu sevdim. Merdivenler bile yıldıramadı beni çıktım, çıktım kaydım:)
Kaydırak faslı bitince, hava da kararmıştı, ışığı bol 1 yere doğru ilerledik. orada gördüklerim karşısında tam anlamlıyla ağızım açık kaldı.
insanların içine oturabilecekleri kadar büyüük toplar.
kocadan 1 dönme dolap ve daha neler neler. Luna Parkmış burası da. Sadece aval aval , ağzım açık bakabildim. "Anne baaak, baba baaaak" demekten yorulmuşum neredeyse dönüş yolunda uyuyacaktım. Sonuçta kendi adıma hoş 1 gün geçirdim. Bundan sonra annişkom eski sıklıkta yazamaz muhtemelen. artık hergün okula gidiyor ve çok yoğun:( Sizler ara sıra özledini mi beni dürtün annemi. Mecbur kalsın. Bu arada kaydırak faslından bir görüntü sizlere

16 Eylül 2010 Perşembe

Acımız Büyük


Tam 10 gün olmuş yazmayalı, halbuki neler neler yazacaktım, Cansın'ın gelişi, Ankara'ya dönüşümüz. Ama 11 Eylül sabahı aldığımız haber hepimizi yıktı. "Hocam" diye peşinde gezdiğim Uğur Hocam ve Ayşe teyzem ailece Bodrum dönüşü geçirdikleri kazada, en büyük çocukları Ceren ablamı ve Tuna babanneyi kaybettiler. Melek Ceren ablam diğer Meleklerin yanına gitti, Tuna babanne de yalnız göndermek istemedi onu....Sözün bittiği yer de burası oluyor sanırım.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Lalipop- Uzay Saklıkent, Ölüdeniz, Dalyan vb.de

Bayılıyorum LALİPOP yemeye. belki de "lalipop" demek hoşuma gidiyor sadece. Annem çok güzel söylediğimi düşünüyor da....

lalipop sonrası babişkoyla kumdan kale....

Sonra da yüzmece....

Evet yüzüyorum, kolluksuz, simitsiz yüzüyorum...

Şaka şaka baksanıza su babamın neresinde:) Ama siz de şaşırmadınız mı?
Yüzme faslından sonra babam yine 1 süpriz olduğunu, yine yollara döküleceğimizi söylüyor. Heycanlanıyorum tabii ki. Acaba bu sefer nereye, gemiye binecekmiyim, ya da uçağa.....
Sabah binip arabaya düşüyoruz yola. Epey 1 gittikten sonra, akan suyun üzerinde, yer sofraları kurulmuş ahşap bölümlerden birine oturup kahvaltı ediyoruz. Dedem gideceğimiz yerin bu akan suyun devamında olduğunu söylüyor.
Suyun aktığı yere doğru bakıyorum, biraz şaşırıyorum.
Gördüğünüz gibi yolun sonu görünmüyor. Buranın SAKLIKENT olduğunu öğreniyorum. Hakikaten Saklıymış gidiyoruz gidiyoruz ne yol bitiyor, ne de dedem işte geldik diyor.
Daracık köprülerden, duvara yapışıp, suyun üzerinde gittiğimiz yol bitiyor, Kocaman 1 bahçeye geliyoruz.
Bahçe de ağaçlar da çok büyük. bir ağacın kovuğuna ben rahatlıkla sığıyorum.
Ben "işte Saklıkent burasıymış ne de güzel 1 yermiş" derken. Dedem "hadi bakalım yolculuk başlıyor" diyor babişkomla dikildiğim tam bu nokta da.
Babişkomla akan suya kapılmadan taşların, kayaların arasında ilerlemeye çalışırken
aslında maceranın yeni başladığını anlıyoruz. Suyun çıkış noktası burası ve ayakta durmakta zorluk çekiyoruz babişkoyla. Ama yılmayıp devam ederek, muhteşem güzelliğe ulaşıyoruz.
Gürül gürül akan suyun tam tersi yöne kendim yürümek istiyorum. Su çok soğuk değil. Yolun sonu görünmüyor kanyonda.
Tam bu sırada bu kızlar yaklaşıyor yanıma "dünyanın en tatlı çocuğu" ben miymişim, ne şeker şeymişim gibi şeyler söyleyip gidiyorlar
Ve hemen arkasından beni çırılçıplak görüyorsunuz. Yok kızlara 1 şey yapmadım ama sanırım nazarları değdi, onların arkalarını dönmesiyle ben de yere yapışıveriyorum suyun içine. Üst baş ıslanınca da mecburen anadan doğma devam ediyorum gezime.
bazı yerlerde geçit öyle daralıyor ki, gökyüzünü göremiyorum, şaşırıyorum. Bazen de böyle aydınlık yerlerde buluyoruz kendimizi.
bu kayayı çok seviyorum. Sanırım uzun süreler sular bunun üzerinden geçip gitmiş, cilalı gibi pırıl pırıl parlıyor. Dar geçitler devam ediyor
ama bitmiyor.
Ne kadar daraldığını görmeniz için babişkoyla 1 poz verip, gayet güzel saklanmış olan bu kentten ayrılmaya karar veriyoruz.
Saklıkent'ten sonra hedefimiz Ölüdeniz. Ama yol boyunca kahverengi tabelalar ilgimizi çekiyor, dalıyoruz herbirine. Kayaköy diye 1 yere gidiyoruz eski 1 Rum köyü insanların yüzyıllar önce yaşadıkları evler harabe de olsa hala duruyor, oradan Gemiler Adasına geçiyoruz, babişkomla denize girip yüzüyoruz orada. Ordan Ölüdeniz. en sonda konaklayacağımız Dalyan'a gelip yatıyoruz.
Dalyan'da suyun keniarında çok güzel 1yerde kalıyoruz.Karşımız antik kent Kaunos, sazlıkların arasından su akıp gidiyor. Deniz değil tatlı su ama ilerlerde 1 yerde denize karışıyor ta oralara kadar gidiyorum.
Dalyan keşfine bize Mehmet kaptan eşlik ediyor. Annişkoyla arkamda duran kaya mezarları görüyorsunuzdur. O kadar çok ki bunlardan...
Kaptan Mehmet'in kısa süreli yokluğunu fırsat bilip geçiyorum dümene ama nereye gideceğimi bilmiyorum ki...
Mehmet kaptan önce Çamur banyosuna diyor, denizin tam tersi yöne, insanı 10 yıl gençleştirdiği söylenen çamur banyosuna gidiyoruz.
Bizimkiler için iyi de acaba 10 yıl önce ben neredeydim? o yüzden fazla bulaşmamaya çalışıyorum. Ayrıca biraz yağmur çamur oldumu annem çıldırır girme çamura diye, burda o dahil herkez bulanıyor çamura. Pek 1 anlam veremiyorum.
ama duş keyfine de hayır demiyorum. Bu arada bu gençleşme işini abartanlar da olmuyor değil daha fazla çamur daha fazla gençlik diyen 1 teyze, duşa gelirken çamur kuruyunca heykel gibi kalıyor arkamızda:))) oradan artık akan suyun denizle birleştiği yöne doğru hareket ediyoruz varış noktamız İZTUZU. Burası mehşur Caretta'ların yumurtalarını bıraktığı plaj. öyle güzel ki. Her taraf kum, deniz enfes sudan çıkmak istemiyorum ama dedişko "hadi bakalım daha yolumuz var" deyince mecbur çıkıyoruz.
Yolumuz Fethiye, Göcek derken Akyaka'da yemek molası veriyoruz.Orada 1 kedi ile paylaşıyorum sütümü. Kediyi severken kazları, ördekleri farkediyorum, ne çoklar....
diye bakarken, yemek yediğimiz yere kadar geliyorlar.
onlara ekmek atıp karınlarını doyuruyorum. Onlarda mutlu oluyor, bende....
Ama asıl mutluluğu ailece yaşıyoruz. Hem böyle güzel 1 gezi sonrası güzel 1 yemekte birarada olma mutluluğu, hem de orada öğrendiğimiz ananemle dedemin nikah yıldönümlerinin 37. yılı olması mutluluğu. keşke dayımlarda bizimle olabilselerdi ama ne yapalım. Teşekkür ederiz dedişko ve anane bize bu mutluluğu yaşattığınız için.........
Blog Widget by LinkWithin