3 Ocak 2012 Salı

2012 - ALMANYA

Bıraktığım yerden devam . o kadar çok şey varki anlatılacak. Yola çıkmadan önceki gün bildiğiniz üzere geçen hafta üzerime yapışan hastalık beni daha beter bir hale soktu. Yola da gidilecek. hemen Hülya teyzeye. Tedaviye başlandı. Tüm sene uslu bir çocuk olduğum!!!!! ve Hülya teyze de hiç ağlamadığım için Noel Babanın bana getirdiği hediyeleri açma zamanı geldi. Büssürü hediye getirmiş. ama neredn bildiyse en istediğim Mc Queen Spin Out yarış setini de getirmiş. Tabii hediyemi görünce ateş, hastalık kalır mı hemen yüzüm güldü.
BİRİNCİ GÜN:
Neyse sabah erkenden havaalanındayız. Ateşim şimdilik yok, oyuncaklarla vakit geçiriyorum ama öyle sabırsızım ki...
Nihayet uçağa biniyoruz. bodrum uçağında farklı olarak film seyredebiliyoruz bu uçakta.
Şansıma bakın "RIO" diye süper bir film var içinde Angry Birdsdeki kuşlar bile var.
Ama hasta bedenim dayanamıyor, yatıyorum biraz ki enerji toplayayım:)
Toparlayabildiğim tüm enerjimle inerinmez uçaktan gezmeye başlıyoruz. hedefimiz çalışmakta olan kuzen Can'ı ziyaret etmek. ama yol boyunca yemek, içmek, fotoğraf çektirmek serbest.
uçaktan indiğim andan itibaren hastalığımı da kullanarak sürekli kucakta geziyorum. Belirtmeden edemeyeceğim eniştem ve halam benim için arabaya araba koltuğu bile ayarlamışlar, hatta bebek arabası bile var ama eve uğramadan direk Cani'ye gideceğimizden kucak sefası yapılıyor.
tabii eğlenceli şeyler buldum mu kucaktan inmiyor değilim, bu zıplama aletinde olduğu gibi. Sonuçta eve verıyoruz ki neden bu kadar beklemişiz bilmem, evde bizi acaip süprizler bekliyor. Yazın hediyeleri yağdıran Küçükler ailesi, yememiş, içmemiş yine bana acaip şeyler hazırlamışlar.
Öyleki hediyeleri çıkarmak için neredeyse ben kadar olan hediye torbasının içine girmek zorunda kaldım.
Bir anda koca yatağın üzerinde yer kalmadı.

3 boyutlu kitap ve sinema makinesi ilk saldırdıklarım oldu. Hele gece yattığımda , sabah uyanır uyanmaz karanlık odamızda Cani ve babamın sinema gösterileri süperdi. Öyleki annemi "anne biraz sus artık" diye uyarmak zorunda kaldım.

sonunda kuzen de geldi. Ona i-pad deki bazı yeni uygulamaları gösterdim.
erkekler kurulup koltuğa erkek muhabbeti yaptık.
Sonra ben blogumu kontrol etmek için bilgisayarın başına geçtim. ama ne yazık ki kimse yorum yazmamıştı.
Ali eniştem ciddi işleri bir kenara bırakıp çocuk gibi eğlenmek lazım dedi kaptı beni, güreştik, tabii ki ben kazandım:)
Günün yorgunluğu ve hastalık biryandan hafif de ateş çıkınca bayıldım kaldım Caninin yanında. Ee ertesi gün heryerin açık olduğu son gün gezmeli tozmalı alışveriş yapmalı...... diye düşündüm ama.................o gece hiç uyuyamadım öksürmekten, ateşten. olsun ben iyi ve uyumlu bir çocuğum sorun çıkartmam.

İKİNCİ GÜN;
Ertesi gün vakitlice çıktık, direk Stuttgart'a. Hava da bir soğuk ki. Caddede bir panayır havası. Caruseller oyuncaklar.
Alman itfaiyesindeki açığı kapatmak üzere işe giriştim. çanları çala çala döndüm durdum.
Biraz eğlenceli birşeyler yapayım dedim, ördeğe bindim.
orient express bensiz olur mu???
orada üretilem 313'üncü Mercedesi kullanmak bana nasip oldu, biletimi de kendim verdim:)
Tüm bunlar olurken benim gibi hasta olan babam "keşke evde kalsaydım", "ateşim çıkıyor" gibi söylemlere başlayınca,
papağanlı amcanın yanından geçip, süper bir yere götürdü Cani bizi, dinlenip, sıcak birşeyler içelim, kendimize gelelim, günü heba etmeyelim diye.


süper manzarası olan bu cam binanın cazibesi bile yetmedi, babamdan beter durumda ben sızdım kaldım kucakta. Halbuki yarım saat önce ne kadar da keyifliydim....


Bu hastalık illetinin bizi eve kapatacağını anlayan Cani, güzel bir film ve Play Station 3 için Cars 2 oyununu aldı. PSP'den PS3'e terfi etmiş oldum, hasta halimle.


Zateen zaman ilerledikçe hiç gücüm kalmadı. Halamın benzetmesiyle annesiz kedi yavrularına sahip çıkan köpek gibi Cani'nin koynuna kıvrılıverdim.


İşte böyle bir manzara çıktı ortaya.


ÜÇÜNCÜ GÜN; YENI YIL
Yeni yıla girerken, hasta bakmaktan ve bizlere ne yedireyim, ne içireyim, nasıl rahat mutlu ettireyim diye uğraşan yorgun ama bir o kadar güzel kadının arasından çıkmak istemedim. Yılbaşı gecesi kapı çaldıkça korkmaya başladık çünkü karşı komşu, artık büyük hala Rina 10 dakikada 1 ya bir hediye yada bir tabak dolusu mama getirdi. Öyle bir yenildi içildi ki.... ben bile bissürü şey yedim. Orada bomba diyorlar havaifişeklere. Ve herkes saat 12'de kapısının önünde kendisi atabiliyor. Babam ilk defa yapacak ne olu ne olmaz 12 olmadan ailece bir fotoğrafımız olsun dedi ve 2011'in son pozunu verdik.
Sonra sokaklara Bomba patlatmaya. Ben yüksek sesten hoşlanmadığımdan benim için zor oldu ama herkes çok eğlendi. 2012'ye neşe içinde girildi.
DÖRDÜNCÜ GÜN:
4.gün hepimiz biraz daha iyidik. Ben ilaçlara devam etsemde epey toparladım, babamda tüm gün evden çıkmayıp dinlenince bugün daha iyi oldu. Anlayacağınız 2012'ye hastalıkları 2011'de bıraktığımızı umarak daha iyi girdik. İyi olan sadece biz değildik. Almanya'da yeni yıl kar ve soğukla karşılanırken hava inanılmaz güzeldi 14 dereceyle rekor kırdı. Ali eniştem bunun kıyametin habercisi olduğunu söyleyip durdu. Hava güzel, biz iyi olunca attık kendimizi sokağa. Çarşı pazar kapalı ama bu güzel havada eve kapanacak değiliz ya. Yalnız çıkarken ufak 1 sıkıntı oldu. Cani'nin yeni ve son model Mercedesini ben kullanmak istedim. Bu konuda da epey tarıştık surat ifademden anlayacağınız gibi....
bu şirin ifadeler bile işe yaramadı.
arkada annemin koynumda olmak bile işe yaramadı. Can bizi Stuttgart'ın en yüksek, dünyanın da sayılı yüksek kulesi olan Fernsehturm'a götürdü.

Hemen hemen bütün kulelerde vardı orada. Bu kulenin yüksekliği 217 metre.
Asansörle kulenin tepesine çıkılabiliyor. Bunun için benim bile bilet almam gerekti. Asansör öyle hızlıydı ki saniyede 5 metre çıkıyormuş.
Yakarısı öyle soğuk ve rüzgarlıydı ki biletim uçuverdi, nereye gittiğine bakmak için oradaki aletleri kullanmak zorunda kaldım.
En güzel tarafı kulenin tepesinde 1 de café var. Çok da keyifli.217 metrede arabalarımla oynadım.
Aşağıya düşen arabanın durumunu tahmin bile edemem.
Oyundan sıkılınca durdum biraz manzara seyrettim. Dükkanlar kapalı bile olsa Stutgart'ın mehşur Konig Strasse, Kral caddesinde yürüyüp, meydanlarda dolaşmadan olmaz hemde hava böylesine güzelken.
Süper 1 oyuncakçıya gittik.Tabiiki ancak vitrinine bakabildik ama o bile yetti.
Vitrindeki yemek yapan ayı babamla beni epey korkuttu. Oradan kültürel gezilere devam şehrin önemli kiliseleri. Bu arada son dönemlerde Ankara'da hep camiye gitmek istiyordum ama olmadı gidemedim, buradaki kiliseleri de çok sevdim, hele evin tam karşısındakinin çanları süperdi. Stuttgart'da ki bu kilisede önemlilerden birisiymiş.
Cani bana gerkli hatta gereksiz tüm bilgileri verdi
dinlemesi çok zevkliydi!!!!! ama çok dayanamadım.
anneyle ordan arazi olup daha güzel şeylere yöneldik.
Nereye geldiğimizi anlayan Cani de bu işe sevindi. Buz pateni yapan sarı sarı Alman kızları seyrettik beraber.

bir yanım ışıl ışıl kızlar, diğer yanım buz patenciler, benden keyiflisi yok....
derken yeni yıl klasiği sıcak şarap, almanların mehşur hot-dog'u, baktım bizimkilerine keyfi epey yerinde
hatta öyle keyiflenmişlerki baksanıza fotoğraf karelerinde ben bile yokum:(
neyseki Cani durumu farkediyor da benimle ilgileniyor:) Ama ben sıcak şarap içmem.... Süt yok mu????
Hava öyle güzel ki kararmasına rağmen hiç eve gitmek istemiyoruz.
hadi bunu kutlayalım, açık bir yer bulup, Almanya da İtalyan yemekleriyle hep beraber "şerefe" diyerek güzel geçen ve yeni yılın ilk gününün kutlamasını yapıyoruz.
Son fotoğrafı da çekip eve dönüyoruz.
Uçağımız yarın evde de çok keyifli vakit geçiriyoruz aşağıda seyredeceksiniz. En güzellerini sona sakladım.Önce İtfaiyeci Uzay;

İyiyleşince evde nasıl azdığımı göreceksiniz şimdi. Sanırım halamlar bizden sonra koltuk takımını değiştirmek zorunda kalacaklar


Burada da Almanca öğrenme çalışmalarıma ve azgınlığma Küçükler ailesinin katkıları.




İŞTE BUNLAR SÜPER. BÖYLESİNİ YOUTUBE'DA BİLE GÖREMEZSİNİZ. AYNI VİDEO FARKLI 2 AÇINDAN. SONUNDA AĞLADIĞIMA BAKMAYIN. ŞİMDİ SEYREDERKEN BEN BİLE ÇOK GÜLÜYORUM





HASTALIKLA, SAĞLIKLA YEPYENİ BİR YILA SEVDİĞİMİZ İNSANLARLA GİRDİK, BİZ ÇOK MUTLUYDUK UMARIM ONLAR VE HERKEZ YENİ YILDA SAĞLIKLI VE MUTLU OLUR. HERŞEY İÇİN TEKRAR TEŞEKKÜRLER KÜÇÜKLER AİLESİ, İYİ Kİ VARSINIZ.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Bu ayın menüsü

Bu ayın menüsü deyince şaşırıp ne menüsü demeyin. Artık sizinde alışmış olmanız lazım benim her ayki hastalıklarıma. Buna en güzel noktayı Ali amcam koydu."Aybaşı gibi yani" diyerek. Bu hastalığımızın menüsü geçen aya göre şimdilik daha zayıf. Sadece ateş ve öksürük var. İnşallah da böyle geçer ve biran önce gider. Yılbaşı seyahatimde hasta olmak istemiyorum.
Tabii hasta olunca evde kalıyorum ama annem gitmesin istiyorum, böyle küsüyorum ona. neyseki babişkom burda:)



Geçen gün beni İkea'ya götürdü. Çocuk parkında öyle oynadım ki, kocaman İsveç köfteli bilboardları görünce karnımın işte bu kadar acıktığını hissettim:) Annem hem şaşırdı, hem mutlu oldu. Onu şaşırtmaya devam edip bir de önlük taktım ki bu da sadece fotoğraf çekimi içindi.


babamla yemekte çoook eğlendik. İyiki bu aralar hep yanımda.



Tabii yanımda olunca bir takım sanatsal çalışmalarda da bulunuyoruz. Hastalığın etkisiyle midir nedir, okulda öğrendiğim şarkıları evde söylemeye başladım. genelde ev ve okul hayatımı birbirine karıştırmam, ayrı tutarım da:)





Bu video da en çok ananemi ve annemi sevindirecek sanırım. Annemi hala genç bir kız gibi görüyor olmam eminim çok hoşuna gitmiştir.








Eveet komediyi sona sakladım.aslında Zahide öğretmenimin kaleminden daha keyifli olurdu ya, neyse. Biliyorsunuz ben tek evin tek oğlu mantığıyla birde geç sahip olunca paşalar gibi bakılıyor ve yetiştiriliyorum. Yediğim önüme neredeyse yutulmaya hazır geliyor. bu yüzden olacak ki geçen gün okulda şöyle 1 şey yaşandı:




ANNEDEN;Zahide öğretmen anlatırken bile kendini tutamıyordu, siz de gülün istedim. Öğle uykusundan sonra, muz ve süt varmış. Çocuklar muzlarını soymaya başlamışlar. Bizimki muza bakıyormuş. Çünkü muzun kabuğunu bugüne kadar hiç soyma zahmetine katlanmadı, hatta muz dilimlenip önüne çatalla gitti hep. Öğretmeni gelmiş yardım etmiş. Uzay muzu soymaya başlamış. ve şaşkın bir ifadeyle öğretmenine: "öğretmenim benimkinin içinden MUZ çıktı" diye seslenmiş.Ne bekliyordu acaba karpuz, elma, armut filan mı diye düşünürlerken bizim ki yeni bir bomba patlamış. Muzun içindeki , kabuğundaki lifleri kastederek "öğretmenim benim muzumda ipler var, temizler misiniz?" Burdan çıkack sonuç bu çocuğun kendi işini kendi yapmasına izin vermeli padişahın sol yada sağ tarafı gibi yetiştirmemeliyim.




Aslında bilmediğimden değil canım komiklik olsun diye yaptım, herkeside çok eğlendirdim ya siz ona bakın. Ne demişler kadınlar "kadınlar kendilerini güldüren erkeklerden hoşlanır"mış.




O zaman siz biraz daha güldüreyim. Aşağıdaki yeni yıl dileğime tıkladığınızda her yılbaşı hazırladığımız bir animasyonu izleyeceksiniz. Yandan dans şeklini seçerek, değişik figürlerle izleyebilirsiniz bizi.Yeni yıla girerken burada olmayacağız bu yüzden erken bir yeni yıl kutlaması yaparak sizlere iyi seneler diliyoruz. Dönüşte tüm detaylarıyla bir kutlama daha yaparız.


HERKESE SAĞLIKLI, MUTLU SENELER.

15 Aralık 2011 Perşembe

OGÜN COLORA TEŞEKKÜRLERİMİZLE

ANNEDEN; Uzay'la profesyonel ortamda ve şekilde fotoğraf çektirmek çok zor. Arzum arkadaşım oğlu Emirle sıkça yaparla bunu. Ailece bir fotoğraf studyosuna girip, harika fotoğraflar çektirirler. Uzay elimizde fotoğraf makinasını gördüğü anda direk poz verir, şekilden şekile girer ama studyoda işimiz zor. Amerika vizesi için çekilecek fotoğrafla ne kadar uğraştığımızı bir ben bir de fotoğrafcı biliyor.
Bunlar okulmuzun anlaşmalı olduğu Ogün Color'un çektiği fotolar, gelip okulda çektikleri için fazla cozutmamış bizimki. Çok da güzel bir gece lambası yapmışlar bu resimlerle. Teşekkür ediyor, bu harika fotoğrafları sizlerle paylaşmayı da bir borç biliyoruz:)

14 Aralık 2011 Çarşamba

Nihayet, Sonunda

Ananem geldi, onu koynumda uyuttum. çok özlemişim. giderkende arkasından çok ağladım.
Hatta annem ertesi gün okuldan aldığında "ananem evde beni mi bekliyor?" diye sordum, bir umut belki evdedir diye ama.......:((
Bu üzüntümü geçirecek şeyin yılbaşı ağacını süslemek olduğunu bilen annişko ve babişko, nihayet, sonunda zoru başarıp tüm aileyi(anne-baba-Uzay) biraraya getirip çam ağacını kurdular.Bu sene ışıklar hariç süsleme işi tamamen bana aitti. Daha önceki yıllara bakınca ne kadar büyüdüğümü sizde anlayacaksınız.


süsleme işini keyifle yaptım, pozlar verdim. Ağaçlarımızın alt tarafları fazla süslü, üst tarafları fazla sade oldu ama neyse. 3,5 yaşında boyunum yettiği yere kadar, seneye biraz daha yukarı, biraz daha derken o günlerde gelecek tepedeki yıldızı ben koyacağım.


neyse salondaki ağacı süsledik bitti. Tam 4 kutu kırmızı top taktım ben diyeyim 80, sen de 100 tane ama kesmedi. "şimdi ne takıcaz?" sorusuyla bizimkileri bunaltınca, mecburen benim oyun odamın ağacını da kurmak zorunda kaldılar.


ne kadar keyifli 1 şey hemde bizimkilerle beraber yapabiliyoruz. babam maç izlemeye gidince annişkoyla bitirdik süsleme işini. Yemekten sonra, yatmadan yenilen pudingle, bundan seneler sonra bıyıklarım çıkınca neye benzeyeceğim de ortaya çıkmış oluyor.

alta biraz keçi sakal da fena olmayacak galiba.

9 Aralık 2011 Cuma

BABAM (Duygu Sömürüsü)

Okulumuzda bu hafta kitap, kitap okumanın önemi gibi konular işleniyor, bu kapsamda velilerimizden biri de gelip bizlere kısa bir kitap okuyorlar. ben her zamanki gibi babam buralarda olmadığından annişkom gelir sanarken, bir de ne göreyim, Babişkom gelmezmi yanında annişkoyla.
"Sarı woswos"un hikayesini okuyacakmış bize. Ama babam işte öyle bir show yaptı ki bitirdikten sonra bütün arkadaşlarım gelip, sarılıp öptü beni.

Sonra hep beraber poz verdik. Farkındaysanız güzel Zahide ve Neşe öğretmenlerim yok. Merak edin biraz daha:)

Bu da ne demeyin. Okulda annem için yaptığım kolye. Annem çok sevdi boynundan çıkarmadı.

bu da öğretmenlerimin benim için yaptıkları kedili şapkam. iyi bir çocuk olduğum için ödüllendirildim:)

Bu da annemin iki yakışıklısı. Profesyonel bowlingci Ozan abimi ziyaretim sırasında.

Bugün ananem geldi çok mutluyum. Yeni haberler için biraz bekletebilirim sizi. merak etmeyin.

ANNEDEN:bu kadar küçük bir çocuk duygu sömürüsü konusunda nasıl bu kadar başarılı olabilir?????? Babası okula gelip kitap canladırdığı günün ertesi sabah gözünü açar açmaz Tü-Tü'ye "Tü-tü biliyor musun babam dün benim okuluma geldi.babam galiba beni seviyor"insanın içi parçalanıyor, babası mahvoldu tabiii. Geçen gece de yatırdım yatağına odama gidicem, "çok yoruldum, sen uyu artık annecim" diyerek çıktım odasından. Daha odama varamadan "anne" diye seslenince odasına gidip biraz yüksek sesle artık yatmasını çok yorulduğumu, tüm gün at, eşek, kanguru olup onunla saklanbaç oynadığımı ve artık onunda benim istediğimi yapıp yatması gerektiğini söyledim. Yatağına oturmuş, ağlayarak " ama bana niye bağırıyorsun. ben sana birşey göstericektim, seninde çok hoşuna gidecekti, seni mutlu edecektim" demez mi! insanın o an hissettiklerini tarif etmesi imkansız herhalde, içinin acıması, kalbinin sıkışması, burnunun direğinin sızlaması.....Anne olmak bu mu??????
Blog Widget by LinkWithin