Sonunda iyileştim ve tam gaz daldım hayata. Epey de biriktirdim. Hemen başlayayım.

İyileşir iyileşmez, sabah kalkıp, herkesi de kaldırıp denize....

çok bekletirlerse sıkılmaca tabii....

denize gidince artık koca bir çöp torbasını dolduran oyuncaklarımı(Ali eniştem sağolsun zaten hergün 1 top, 1 oyuncak, gidene kadar Gönül teyzemlerin deposu yetmeyecek benim youncaklarıma 1 oda açmak zoruda kalacaklar) döküp oynamaya başlıyorum.

arkadaş da edinmiyorum değil.

arkadaş bulduğumda daha da keyifli oluyor deniz kenarı.

sudan çıkmak istemiyorum.

Sabah ritüellerimizin içinde dondurma da var. Öğlen yemek ve uyku için eve gitmeden önce genelde bir dondurma yiyiyor

buz gibi dondurmadan sonra, buz gibi denize giriyorum.

Anneyle biraz dinlenip, eve uykuya gidiyorum. Öğleden sonra bir fasıl daha deniz yapıyorum. Arkadaşlar ediniyorum ama bir de küçük kuzen edindim 3 ay önce.

Zeynep bebek. Geçen akşam beni ziyarete geldi. Daha oyun oynayamıyor ama ben ona bütün oyuncaklarımı gösterdim. Neyseki ertesi gün Cansın geldi de oynayacak arkadaş çıktı bana.

Cansını tanıyorsunuz geçen senede beraber olmuştuk. Bu sene o da büyümüş çok eğlendik. Gündüz denizden sonra eve geldik beraber.Biraz legolarla oynadık.

Çizgi film seyrettik.

Benden küçük olduğu için ben ona i-phone oyunlarını gösterdim.

Hatta oynamasına izin verip, yardım bile ettim.

Erkenden gidişleri beni şaşırttı.Ama tekrar görüşmek için sözleştik. Ertesi gün yine denize. Bu arabayı siteyi takip edenler bilir. Geçen sene almıştı annemler ama ben çimlerin üstünde binmeyi tercih etmiştim.

Bu sene direksiyona geçip pratik yapıyorum bol bol. Genelde beni çeken birileri oluyor. Bu arada Nuray hala-Ali enişte ve CAN'im geldi. çoook mutlu oldum. Can olmasa ne yapardım bilmiyorum onu bilmem ama ben onu çok seviyorum ve onunla çok eğleniyorum. Gelirken de bana acaip şeyler getirmiş. McQueen'li bir çanta geldi.Çantaya sevindim ama içinden çıkanlar beni neredeyse yıllarca idare eder.Neler var neler. Neyse anlatmayayım, kıskanılmasın:) Her ne kadar Can'a sürekli Cheto(dayım) desemde o yılmadan benim her istediğimi yapıyor.

Beni arabamla çok uzaklara götürüyor.

Bu kadar hızlı ve uzaklara gittiğimizi gören babam dönüşte hemen 1 alkol testi yapıyor:) Neyseki temiz çıkıyorum da serbest bırakıyor.

Ertesi günse tekne gezisine çıkıyoruz. Gemiye binmiştim ama bu küçük gemi de çok keyifliymiş. Bir kere hepimiz biraradayız.

Teknenin üst kısmında annişkomun kucağında keyf çatıyorum bacak bacak üstüne atıp,

sonra masmavi denizde düşüncelere dalıyorum, deriiin deriiin.

babamın fotoğrafımı çektiğini görünce gülümsüyorum.

Sonra güreşler, eğlence başlıyor.

Yorulmuyorum ama bronz ten kızların hoşuna gider deyince bradır(brother-Can'a artık böyle hitap ediyorum)hemen yatıp güneşleneyim diyorum, babam bu sahneyi yakalıyor,

ona poz veriyorim ve bünyeme aykırı bir şekilde 60 saniye kadar hareketsiz kalmanın sıkıntısıyla, teknenin kaptanı ilan ediyorum kendimi.

artık ben ne dersem o olacak.

babişkonun tepesine çıkıyorum,

atım oluyor

Bradır'la Titanic'den bir sahne sergiliyoruz herkeze

sonra tepetaklak oluyor hayatım ama çok eğleniyorum. Zenginlerin içinde jet-ski, motor, araba çıkan dev teknelerini duymuşsunuzdur. Bizim teknede fena değildi arabamı götürebildim.

Durduğumuz güzel yerlerde ben de arabamla dolaştım. Annem bile bu kadar eğleneceğimi düşünmüyordu.Ama günün en eğlenceli kısmı , ikseleye az kala arabam rüzgarla uçunca babamın hemen suya atlayıp, arabamı yakalayıp, iskeleye kadar yüzmesiydi. Babam süper kahramanım oldu.Ali eniştemin şapkası, Nino'nun eteği uçup suda kaybolmuştu. Bradır'ın uçan şapkasını da babam almıştı zaten ama hareket halinde tekneden benim arabama 1 yüzüşü ve geri dönüşü vardı ki..... o gün uymayınca ve bu kadar azınca annem akşam rahat uyurum diye sevindi ama ben dönüşte daha yemek bile yemeden 25 dakika kestirince geceye bomba gibi devam edip annemi de uyutmadım.

Halbuki burada ne kadar masum görünüyorum değil mi?
ANNEDEN: Uzay'dan incilerde okursunuz ama burada yazmadan edemeyeceğim, kalabalık yemek sofrasında birden kahkalar yükselince Uzay'da böyle şeyleri pek sevmez ya bir anda elindeki i-phonela elime vurdu. Ben de ona küstüm, yatarken babası bir üst düzey konuşma yapıp gitti.Sonrası aynen şöyle gelişti.
UZAY: Anne ben sana i-phonela niye vurdum?
BEN: Bilmiyorum oğlum ama ben çok üzüldüm. Niye vurdun bitanem?
UZAY: Çünkü anne olmak kolay değil.
Bunun üzerine Sabri'yi çağırdım yanlış mı duydum diye. Aynı şeyi söyledi sadece birbirimizin suratına bakabildik, tek kelime edemedik. Ve sanırım hala bunun şokundayım ve ne hissetmem ne düşünmem gerek bilemiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder