11 Mayıs 2009 Pazartesi

Uzay Fransa'da (ANNELER GÜNÜ)

Öncelikle kendi annişkomun olmak üzere tüm annelerin anneler gününü kutlayarak başlamak istiyorum. Sonra aşağıdaki resim ve haftasonu maceralarımı anlatacağım.
Hafta sonunu böyle gülerek geçirdim, neden mi? Bakın anlatayım. Babişkom bu sefer seyahate bizi de götürdü. Annişkomun ilk anneler gününü hep güzel hatırlayacağı 1 şekilde geçirsin istedik. E birde ben o vesikalığı boşuna mı çektirip, o pasaportu boşuna mı aldım?Ve Cuma gece yarısı döküldük yollara.
İlk hedefimiz İstanbul.İstanbul uçağını beklerken, rahatlamak amaçlı masaj koltuğunda takıldım biraz, üzerimde hala pijamalarla.
İstanbul'a rahat uyuyarak gittik. Sonraki uçak İsviçre Cenevre'ye.Asıl hedef orası değil ama gezip, oraları da görmüş olduk. Bu sefer ki yolculuğumda bana Tedy eşlik etti. Fransızlarım adetlerine göre yeni doğan bebeğe oyuncak zürafa hediye edilirmiş ki bebekte zürafa gibi uzun boylu, uzun ömürlü olsun, dayım da bu yüzden bana 1 zürafa getirmiş ve önceki yolculuğuma onunla çıkmıştım.Madem Fransa'ya gidiyorum herkes bu adeti biliyor, bari oraları Tedy de görsün öğrensin diye onu götürdüm bu sefer.
Cenevre yolculuğu çok rahattı. Kendime ait 1 koltuğum vardı ve dilediğim gibi hareket edebildim.
Hatta koltukla sınırlı kalmayıp ,hostes ablalarla tüm uçağı gezdim.
E tabi koca uçak gezdim, oyunlar oynadım, kucaktan kucağa atladım, uçaktaki herkezi eğlendirdim ama malum yol uzun yoruldum,
1 güzel de uyudum.Gözümü açtığımda Cenevre'deydik. Ama ben gözümü açtığımda bizimkilerin gözlerini açacak halleri kalmadığı için fotoğrafımız yok burada :( Yüksel amca gelip aldı bizi havaalanından Fransa Lyon'a arabayla gittik. Annemin ve Müjgan ablamın kucağında yaptığım yolculuk çok keyifliydi. Heryer yemyeşildi. Neyse Lyon'a geldik. Babam sanıyorum oralarda buradakinden daha ünlü. Bizi bekleyen kalabalığı anlatmam mümkün değil, zaten bu da babamı orada son görüşüm oldu. Kalabalıktaki insanlar "bu da muhtarın gerçek kızıymış" dediler kafam bozuldu, yahu saçım uzun diye kız mı olmalıyım? acaba annemimi kastettiler muhtarın kızı diye:) (Şaka yaptım babişkom şaka)Neyse annem düzeltti hemen "oğlu" diye. Bizimle bile fotoğraf çektirmek isteyenler oldu, şaşırdık. Kalabalık babamı bizden koparınca kalakaldık annişkoyla. Nesrin ve Hatice ablalar bizi aldı gezmeye gittik biz de.
Lyon'un “Fourvière” tepesinde inşa edilmiş Fourvière Kilisesine gittik önce, buradan bütün şehiri kuşbakışı görebiliyorsunuz. Hıristiyanlar için, yanlış hatırlamıyorsam 8 önemli kilise varmış, bu 8 kiliseyi de gezip gören hıristiyanlar bizde ki "hacı" olmak gibi "aziz" lik mertebesine erişiyorlarmış ve bu “Fourvière” kilisesi de bunlardan biri olduğu için çok önemliymiş. Annem bu yaşında 3.sünü gördü ben daha yaşıma girmeden 1 tanesini gördüm bile:) Babam göremedi diye annem üzülüyordu ama sonra öğrendik ki bu kiliselerden 1 tanesi de Marsilya'daymış ve biz babamdan ayrıldıktan sonra, babam Marsilya'ya gittiği için o da oradakini görmüş. Eee tabi herkez işine evine dönünce, babam da Marsilya'ya gidince biz ana-oğul kaldık yine başbaşa. Neyse ki otelimiz güzel yerdeydi, elimize haritamızı da alıp çıktık annişkoyla yollara. Acaip güzel 1 yere gittik.Parc de la Tête d'Or .Burası Lyon'un en büyük ve en önemli parkıymış. O kadar büyük ki 1 kaçgün içinde bile gezip heryerini görmek mümkün değilmiş. İçinde 1 de göl var anlayın siz büyüklüğünü.
Böyle heykeller de var.Gözümü özellikle bundan alamadım. Neden nerseniz, çalıştığı için süt makinesi annemden gündüzleri süt sağlayamaz olmuştum ama bu yolculuk sayesinde pompalar tamamen bana aitti, her istediğimde ağlar gibi yapmam yetti. Annem kıyamet kopmasın diye dayadı ağzıma. Ama tabi 1 süre sonra kaynak kurumaya başladı tam o sıra bu bayanın heykeli ve dopdolu görünen pompaları (memeleri) beni en çok cezbeden şeylerden biriydi bu parktaki, buyüzden kamera bile ilgimi çekmedi.
Park çok da kalabalıktı, çimenler üstünde piknik yapanlar, çıplak ayak futbol ve diğer toplu sporları yapanlar, yürüyüş yapanlar, koşanlar, aşıklar, yaşlılar, gençler, çocuklar ve benim gibi bebekler. Çimenlerin üstüne yayıldık annemle, yoruldu da tabi 1 omzunda çanta, 1 omzunda ben. Bebek arabam var ama sevmiyorum öyle ben oturayım, hareket özgürlüğü yok 1 kere. Dolayısıyla Gupse teyzenin kulakları çınlasın, o çantanın içinde annemle gezdim heryeri.
Dinlendikten sonra yürümeye devam. Ceylanları gördük koskoca 1 alanda serbest rahatça dolaşıyorlar, arada kanal var hemen sonra biz, o kadar güzel ki. Ceylanlarla beraber fotoğrafımız olsun istedik arkamızdan azıcık görünmüşler.
Sonra annem çıkardı çoraplarımı, çıplak ayak çimlerde koştum oynadım.(tabii ki annemin yardımıyla ama az kaldı kendim yapıcam o işi de)Baktık oyuncaklar, çocuklar var, biz de gittik o bölüme ne çok oyuncak var yahu. keşke biraz daha büyük olsaydım, diğerleriyle de oynayabilirdim. Neyse ne yapalım yine geliriz büyüyünce:)
O bölümden ayrılmadan gidip ceylanlara veda ettik. Orada başka hayvanlar içinde böyle alanlar varmış ama gez gez gün yetmedi bulmaya. Gezdiğimiz yerlerde çok kocaman ağaçlar vardı. ben birinin altında oynarken epey yakınıma daha önce hiç görmediğim 1 şey yaklaştı annem heyecanla makinayı bulup fotoğrafını çekeyim diye kadar kaçıp gitti tabii. Annem söyledi Sincapmış, çok şekerdi ama sevdirmedi kendini.)
Bu parkta sırf memeli kadın heykeli yok bakın amcalar da var ayrıca bu sefer amca bizden gözünü alamıyor demek içinde bu fotoğrafı çektirdik. Artık hava kararınca yavaştan otelimize döndük. Yorgunluktan perişan olan annem bu uzuun park gezinin beni de yoracağını güzelce uyutacağını düşündü ama çok yanıldı.
Koskoca otel odası ikimize aitti ve koca oda da keşfedilecek çok şey vardı, ayrıca niye uyuyarak vakti verimsiz harcayalım ki?Uyumadım, dolapların içine kadar tüm odayı gezdim, keşfettim 1 o kadar da eğlendim. Ama görüyorsunuz ki bizimkilerde film burda kopuyor. Zaten babamı ancak dönüş yolculuğunda görebildim ki yorgunluktan fotoğraf makinesini eline alacak hali yoktu, annem deseniz orada benimle uğraşmaktan fotoğraf çekmeye fırsat bulamadı. Dönüşümüz de acaip tempoluydu. Anne-babamı bilmem ama benim için son derece keyifli 1 seyahatti. yoğunluğu ve hayranlarıyla zaten günde yüzlerce fotoğraf çektirdikleri için babam ve Müjgan ablamla 1 fotoğrafımız olamadı ama en az bizimkiler kadar benimle ilgilenen ve beni güldüren Müjgan ablama da çok ama çok teşekkür ederim, sen bizimle her yere gel olur mu?
İşte 1 haftasonu, ilk anneler günümüz böyle geçti. Bu arada da doğum günüme sadece 5 gün kaldı. Bakalım önümüzdeki günlerde neler olacak?


















3 yorum:

anane dedi ki...

Güzel oglum ne şanslı çocuksun.bir dolu insanın göremediği yerleri sen yaşına girmwden gördün.Annenin ilk anneler günüde unutamıyacağı gibi geçti umarım.Allah şansını daim etsin yüzün hep böyle gülsün.Hep mutlu olun.Üçünüzüde çok seviyorum.

gupte dedi ki...

Uzaycim,ananene saygim sonsuzdur,herkes bilir,sen de ogreneceksin.Bu sebeple, bekledim once o yorum yapsin diye.Simdi sira bende:
Allah sizleri birbirinizden ayirmasin,kem gozlerden saklasin.Ne guzel bir tatil yapmissiniz.Gezin,dolasin,bizimle de paylasin hep e mi??Daha nice mutlu ve beraber anneler gunlerimiz olsun insallah.

Dedişko dedi ki...

Uzay'ım,
Anane'lerin yorumuna eklenecek pek bir şey yok ama dedişkon da bir iki laf etmeli diye düşünüyorum.
Sen çok şanslı bir çocuksun, bunu büyüdükçe daha iyi anlayacaksın. Neden mi? Çünkü dünyanın en güzel, en tatlı, en fedakar annesi senin annen..(O'nun annesi de öyledir)
Bu arada, Uçak'lara da çok yakışıyorsun. Senin için tüm sivil havacılık kuralları ihlal edilip sana yataklar yapılıyor, hosteslerin yoğun ilgisine mazhar (bu kelimenin anlamını okuyunca sor bana açıklarım) oluyorsun. Benimde, seninle ilkokula başladığında Paris Disneylad'e gitmek gibi planlarım var.. İnşallah hep böyle güler yüzlü, sevgiyle dolu olarak ismine yakışır şekilde uzay'da gezinir durursun. Kimbilir belki ilerde Mars'a gidecek yolcu gemilerinde pilot bile olabilirsin.. Bu arada son fotoğraflarına bakıyorum dayın gibi iyice fırlama bir tip olmaya başladın..

Blog Widget by LinkWithin